Dağda Muz, Denizde Keçi
Yunanistan’da ortaya çıkan milyarlık tarım sübvansiyonu yolsuzluğu, sadece komşunun değil, bizim de aynaya bakmamıza neden olmalı. Var olmayan çiftliklere akan destekler, siyasi bağlantılarla kurulan rant ağları ve sistemin göz yumduğu yapılar, Türkiye’deki benzer örneklerle fazlasıyla tanıdık. Dağda muz, denizde keçi mi? Bizde bile daha iyisi yapıldı.
06/09/2025 13:15 | Son Güncelleme : 23/01/2026 11:53 | Okunma Sayısı : 119 | Serkan BAĞLAYICI
Yunanistan, Avrupa Birliği’nin yıllardır tarıma aktardığı milyarlarca avroyu nasıl iç ettiğini tartışıyor. Girit başta olmak üzere bazı bölgelerde, hiç var olmayan muz bahçeleri, dağlara serpilmiş keçi sürüleri ve kağıt üzerinde yaşayan çiftlikler üzerinden devletten tarım sübvansiyonu alındığı ortaya çıktı. Sadece sembolik değil, devasa bir yolsuzluk söz konusu: Tahminen 2 milyar avro gibi ciddi bir para, uydurma çiftçiler ve sahte üretim kurgularıyla dağıtılmış.
İşin içine iktidar partisine yakın isimlerin de karıştığı iddiaları var. Kimi yerel yöneticilerin, çiftçileri organize eden bazı temsilcilerin ve tarım bürokrasisinin bu şemanın parçası olduğu konuşuluyor. Girit’te hiç yetişmeyen muzların nasıl olup da AB kayıtlarında destek aldığı, ya da keçilerin “deniz kıyısında otladığı” iddiasıyla fon talep edildiği ciddi ciddi tartışılıyor.
Bu hikaye kulağa absürt gelebilir. Fakat ne yazık ki bize hiç de yabancı değil.
Türkiye’de de yıllardır benzer örneklerle karşılaşıyoruz. Hayvancılık destekleri adı altında, ölmüş ya da hiç doğmamış hayvanlara prim ödendi. ÇKS kayıtlarında, aslında ekip biçmeyen ama sistemde görünür olan kişilere yıllarca destek aktarıldı. Bazı tarım kredileri, siyasi bağlantıları olanlara adrese teslim şekilde dağıtıldı. Tarımsal desteklerin bir “gelir kapısı” haline dönüştüğü ve gerçek üreticinin sistemin dışında bırakıldığı dönemleri yaşadık, yaşıyoruz.
Yunanistan’daki skandala Avrupa Birliği’nin nasıl tepki vereceği kadar, oradaki kamuoyunun tavrı da dikkat çekici. Gazeteler, televizyonlar, köşe yazarları meseleyi sıkı biçimde takip ediyor. Sivil toplum ayağa kalkmış durumda. Herkes “kim ne aldı, kim göz yumdu?” sorularını soruyor. Yani skandalı sadece konuşmuyorlar, aynı zamanda hesap da soruyorlar.
Türkiye’de benzer bir olay ortaya çıktığında, ilk birkaç gün manşetlerde yer buluyor; sonra gündem değişiyor, sesler azalıyor, dosyalar kapanıyor. Hesap sormak çoğu zaman ya siyasete ya da medyanın cesaretine takılıyor. En sonunda kimse tam olarak ne olduğunu bilmiyor. Tarım desteklerinin kimlere gittiği konusu ise hala kocaman bir sis perdesiyle örtülü.
Avrupa'nın göbeğinde yaşanan bu olay, gelişmiş denetim sistemlerinin bile nasıl aşılabildiğini gösteriyor. Ama asıl mesele şu: Bu durumlar sadece kurallarla değil, güçlü bir denetim kültürüyle ve hesap verebilirlik anlayışıyla önlenebilir. Eğer kamu kaynaklarının kimlere, hangi yollarla dağıtıldığını izleyemezseniz; dağda muz, denizde keçi hikâyeleri sadece komşuda değil, her yerde karşınıza çıkar.
Bu skandal bir uyanma çağrısı olabilir. Yalnızca Yunanistan için değil, kamu kaynaklarını kendi vatandaşına değil, bir avuç çıkar grubuna aktaran her ülke için. Tarım politikalarının kime hizmet ettiğini sormazsak, bir gün gerçekten de aç kalırız.
Bunlar da ilginizi çekebilir
Konya Cihanbeyli'de Peş Peşe Deprem
8 ay öncePanathinaikos-Anadolu Efes Maçında Gerginlik
THY EuroLeague play-off maçında Panathinaikos taraftarlarının Anadolu Efes oyuncularının ailelerine yönelik tepkileri gerginliğe yol açtı. Yunanistan basını olayı manşetlerine taşıdı.
8 ay öncePentagon’dan Ege Açıklaması: Türkiye'nin F-35 Programına Katılımı Dengeleri Bozmayacak
Yunanistan basınına göre Pentagon, Türkiye'nin yeniden F-35 programına katılmasının Ege Denizi'ndeki askeri dengeleri etkilemeyeceğini savundu. Açıklama Atina'da tedirginlik yarattı.
8 ay önce