Arama

Sosyal Medya Yasasında Yeni Düzenleme

Yeni yasa tasarısı, 16 yaş altına sosyal medya yasağı getiriyor. Amaç dijital güvenlik mi, yoksa sansüre açık bir kapı mı? Çocukları korumaktan çok, bazı hesapları susturmanın zemini mi hazırlanıyor?

23/05/2025 11:01 | Son Güncelleme : 23/01/2026 09:57 | Okunma Sayısı : 235 | Serkan BAĞLAYICI


Sosyal Medya Yasasında Yeni  Düzenleme

Türkiye’de internet ve sosyal medya düzenlemeleri uzun süredir 5651 sayılı yasa ile çerçeveleniyor. Bu yasa, içerik engellemeden kullanıcı haklarına, platform sorumluluklarından kişilik haklarının korunmasına kadar birçok alanda devletin müdahale yetkisini tanımlıyor. 2020 yılında yapılan değişikliklerle sosyal medya şirketlerine temsilcilik açma zorunluluğu getirilmiş ve bu alanda devletin yaptırım gücü genişletilmişti. Ancak bugün, gündeme alınan yeni yasa taslağı bu çizgiyi daha da öteye taşıyor.
Yeni düzenleme, özellikle çocukların sosyal medya kullanımını hedef alıyor. Taslağa göre 13 yaş altı bireylerin sosyal medya hesapları açmaları tamamen yasaklanacak. 13-16 yaş arası bireyler ise yalnızca ebeveyn izniyle sosyal medya kullanabilecek. Bununla da kalmayıp, sosyal medya platformlarına kullanıcı yaşı doğrulama sistemleri kurma yükümlülüğü getiriliyor. Bu yaş grubunun algoritmalarla karşılaştığı içeriklere, reklam ve yönlendirme sistemlerine sınırlamalar getirilecek.

Bu noktada şu soruyu sormak gerekiyor: Gerçek amaç gerçekten çocukları korumak mı, yoksa sosyal medya üzerindeki kontrolü daha da artırmak mı? Çünkü 18 yaş altı bireylerin, özellikle de “örgütlü dezenformasyon” ya da “muhalif dijital hareketler” içinde yer alabilecek birer sosyal aktör olarak görülmesi, bazı grupların bu düzenleme ile hedef alınabileceğine dair endişeleri de doğuruyor.
Bu düzenleme ilk bakışta iyi niyetli bir çocuk koruma yasası gibi görünse de, uygulama biçimi ve kapsamı, “ifade özgürlüğünü” ve dijital kamusal alanı yeniden tanımlayacak kadar derin etkiler barındırıyor. Bu değişikliğin salt teknik bir düzenleme olmadığını, siyasal ve toplumsal etkileri olan bir araç olarak okunması gerektiğini unutmamak gerekiyor. Özellikle de yaş doğrulama sistemlerinin fiilen nasıl işleyeceği, erişim sınırlandırmalarının hangi durumlarda istisnaya tabi olacağı gibi sorular, bu yasanın pratikte neye dönüşeceğini belirleyecek.

Yasaklar Daha Cezbedici mi? Ergen Psikolojisi ve Dijital Cazibe
Tarihin her döneminde yasaklar, özellikle genç bireyler üzerinde ters etki yaratmıştır. Özellikle ergenlik çağındaki bireylerde “ben büyüdüm” ispatı, sınırları zorlama ve aidiyet arayışı, yasakları bir tür “büyüme ritüeline” dönüştürmüştür. Sosyal medyanın yasaklanması veya sınırlandırılması da, bu yaş grubunda benzer bir psikolojik refleksi tetikleyecektir. Yasa koyucuların iyi niyetli koruma amacıyla getirmeye çalıştığı bu düzenlemelerin, özellikle ergen psikolojisi üzerinde nasıl bir etki yaratacağı, yeterince tartışılmış değil.
13-16 yaş arası bireyler, kimlik inşasının ve sosyal aidiyetin en yoğun olduğu dönemdedir. Sosyal medya, bu yaş grubunun yalnızca eğlence değil, aynı zamanda kimlik ifade ve sosyal bağlantı kurma aracı hâline gelmiştir. Bu ortamdan birden koparılmaları ya da erişimlerinin sınırlandırılması, onları yalnızca dışlamaz, aynı zamanda daha çok çekici hâle getirir. Yasaklanan şeye karşı duyulan ilgi artar; erişim yasağına rağmen farklı yöntemlerle (VPN, sahte hesap vb.) sosyal medyaya girme eğilimi yükselir. Bu da çocukları “kontrolsüz ve denetimsiz” alanlara iter.

Yasaklar, özellikle ergenler için cazibe yaratır. Sosyal medya kullanımı üzerindeki aşırı kısıtlama, çocukları daha sağlıksız dijital alanlara yönlendirebilir. Bu nedenle meseleye sadece “yasakla koruyalım” yaklaşımıyla değil, onları bilinçlendirerek, sosyal medyada kendini ifade etmenin, hak aramanın ve bilgilenmenin güvenli yollarını öğreterek yaklaşmak gerekir. Koruma ancak kontrol değil, bilinçle mümkündür.

Gelişmiş Ülkelerde Durum Ne? Türkiye Düzenlemesiyle Farklar ve Benzeyen Yönler

Gelişmiş ülkelerde durum ne? ABD’den Almanya’ya, Fransa’dan İngiltere’ye kadar birçok ülkede sosyal medya platformlarına karşı çocukların korunması adına yasal düzenlemeler bulunuyor. Ancak bu düzenlemeler, içerik yasaklamaktan çok dijital şirketlerin sorumluluğunu artırmaya odaklı. Türkiye'nin yaklaşımı ise bireyi sınırlamaya dayalı ve bu yönüyle dikkat çekici bir ayrım oluşturuyor.
Örneğin İngiltere, 2021 yılında yürürlüğe giren “Çevrimiçi Güvenlik Yasası” (Online Safety Bill) ile özellikle çocukları dijital zararlardan korumayı amaçladı. Ancak İngiliz hükümeti bu yasa ile çocukları değil, platformları sorumlu hale getirerek içerik denetimini kurumsal seviyeye taşıdı. Yani bireyin sosyal medya kullanımı değil, içerik sağlayıcıların bu kullanıcıları nasıl yönettiği ve koruduğu denetim altına alındı.

ABD’de ise “Çocukların Çevrimiçi Gizliliğini Koruma Yasası” (COPPA) kapsamında 13 yaş altı bireylerin veri toplama süreçleri sınırlandırıldı. YouTube, TikTok gibi platformlar bu yaş grubuna özel içerik politikaları uygulamak zorunda kaldı. Ancak bu yine kullanıcıyı değil, şirketi bağlayan bir düzenleme oldu.

Fransa ve Almanya’da sosyal medya içerikleriyle ilgili yapılan düzenlemeler; nefret söylemi, dezenformasyon ve terör propagandası gibi içeriklere odaklandı. Çocukların içerik üretmesi veya sosyal medya kullanımı doğrudan yasaklanmadı; bunun yerine ebeveyn denetimi, dijital okuryazarlık kampanyaları ve okul temelli bilinçlendirme çalışmaları hayata geçirildi.

Türkiye’deki öneri ise çocukların sosyal medya kullanımı üzerine doğrudan bir yaş bazlı sınırlandırma ve cezai yaptırım öngörüyor. Bu, dünya örneklerine kıyasla bireyi daha fazla sınırlayan, özgürlük ile güvenlik dengesini yeniden sorgulatan bir yaklaşım.
Gelişmiş ülkelerde çocukların dijital güvenliği, bireyden çok dijital sistemlerin ve platformların sorumluluğu haline getirilmiş durumda. Türkiye’de ise düzenleme, çocuğun sosyal medya kullanımını sınırlandırarak “önlem alıyor.” Bu, kısa vadede sorun çözse de uzun vadede çocukların dijital hayata katılımını ve özgüven gelişimini sekteye uğratabilir. Asıl mesele, çocuğu ortamdan uzaklaştırmak değil; ortamı çocuğa göre güvenli hale getirmek ve çocuğu bu ortama hazırlamaktır.

Gerçekten Çocukları Korumak mı, Yoksa Yasal Sorumluluk Boşluğunu Doldurmak mı?
Yeni sosyal medya düzenlemesinde çocukların dijital ortamdaki varlığı, yasa koyucuların temel argümanı olarak sunuluyor: “Çocukları dijital dünyanın olası zararlarından korumak.” Peki, bu düzenleme gerçekten çocukları korumak için mi yapılıyor, yoksa başka bir gerekçe mi var? Bu sorunun yanıtı, düzenlemenin arka planındaki yasal boşluklarda ve uygulamada görülebilir.
18 yaş altı bireyler, hukuki olarak sorumluluk taşımadıkları için sosyal medya üzerindeki paylaşımlarıyla ilgili cezai yaptırımlardan çoğu zaman muaf kalıyorlar. Son yıllarda, özellikle dezenformasyon, kışkırtıcı içerik üretimi, siyasi manipülasyon gibi başlıklarda bazı hesapların 18 yaş altı bireyler üzerinden yönetildiği iddiaları gündeme gelmişti. Yani aslında devletin bu düzenleme ile hedeflediği şey, çocukları içeriklerden korumaktan çok, yasal olarak sorumluluk alınamayan kullanıcılar üzerinden yürütülen muhalif ya da kontrolsüz dijital faaliyetlerin önünü kesmek olabilir.

Bu noktada dikkat çekici olan, yasa teklifinde “çocuğun iyiliği” gerekçesiyle getirilen önlemlerin, yalnızca çocuklara zarar verebilecek içerikleri değil, aynı zamanda onların içerik üretmesini, katılımcı olmalarını da engellemesi. Sosyal medya, çağımızın dijital meydanıysa, bu meydanda çocukların sesi neden susturulmak isteniyor? Yoksa mesele sadece çocukları korumak değil, çocuklar üzerinden kurulan “yasal sorumluluk zırhı”nı ortadan kaldırmak mı?
Yeni düzenlemenin görünürdeki amacı çocukları korumak olsa da, alt metninde dijital dünyada anonimlik, sorumsuzluk ve içerik üretimi arasında sıkışmış bir siyasi ve hukuki problem yatıyor. Bu düzenleme, çocukları sadece içeriklerden değil, aynı zamanda dijital katılımdan, ifade hakkından ve toplumsal farkındalık geliştirmekten de uzaklaştırabilir. Gerçek koruma, çocukları susturmak değil, onlara dijital etik, sorumluluk ve ifade bilinci kazandırmakla mümkündür.

Yasaklamak mı Eğitmek mi? Medya Okuryazarlığı Gerçek Çözüm
Dijital dünyanın çocuklar üzerindeki etkisini önlemek için yasaklar ve sınırlandırmalar ne kadar etkili olabilir? Sorunun temelinde yatan şu: Çocukları, gençleri ve hatta yetişkinleri dijital dünyanın zararlarından yasaklarla mı koruyacağız, yoksa onları bilinçlendirerek mi? Bu noktada devreye giren kavram: medya okuryazarlığı. Sadece sosyal medyada değil, tüm kitle iletişim araçlarında yönlendirme ve manipülasyonlara karşı bilinçli bireyler yetiştirmenin yolu, eğitimden geçiyor.
Medya okuryazarlığı; bireyin medya içeriklerini sorgulama, analiz etme, ayrıştırma ve eleştirme becerisi kazanmasıdır. Bir çocuğun karşılaştığı içeriğin doğru olup olmadığını sorgulayabilmesi, manipülasyonları fark edebilmesi ve etik olmayan içeriklerden korunabilmesi için bu eğitimi almış olması gerekir. Yasaklamak, çocuğu içerikten uzaklaştırmaz; aksine onu daha bilinçsiz bir şekilde bu içeriklere yöneltir. Oysa medya okuryazarlığı eğitimi, çocuğa dijital ortamda hem kendini ifade etme hem de içeriklere karşı direnç geliştirme becerisi kazandırır.Bu eğitim sayesinde çocuk, sahte haberle gerçek haber arasındaki farkı öğrenir, reklam ile haberin ayrımını yapabilir, içeriklerin hangi ideolojik ya da ticari amaçlarla üretildiğini anlayabilir. Böylece sadece sosyal medya değil, dijital oyunlar, YouTube içerikleri, dizi ve filmler gibi tüm medya alanlarında güçlü ve bilinçli bir birey haline gelir.
Yasaklar geçici çözümler sunar, ancak kalıcı çözüm eğitimdir. Medya okuryazarlığı, çocukları içeriklerden soyutlamak yerine, onları içerikler karşısında donanımlı hale getirir. Bugün Türkiye’de seçmeli ders olarak verilen medya okuryazarlığı, ortaokul ve lise düzeyinde zorunlu ders haline getirilmelidir. Böylece dijital çağın bireyleri yalnızca tüketen değil, sorgulayan, üreten ve bilinçli bireyler olarak yetişecektir.

Etiketler : sosyal medya yasa tasarısı medya okuryazarlığı eğitimi çocuk dijital güvenlik ifade özgürlüğü sosyal medya sınırlamaları Türkiye medya yasası dijital denetim
Beğendim
Bayıldım
Komik Bu!
Beğenmedim!
Üzgünüm
Sinirlendim
Bu içeriğe zaten oy verdiniz.

Bunlar da ilginizi çekebilir

Panathinaikos-Anadolu Efes Maçında Gerginlik

Panathinaikos-Anadolu Efes Maçında Gerginlik

THY EuroLeague play-off maçında Panathinaikos taraftarlarının Anadolu Efes oyuncularının ailelerine yönelik tepkileri gerginliğe yol açtı. Yunanistan basını olayı manşetlerine taşıdı.

8 ay önce
Pentagon’dan Ege Açıklaması: Türkiye'nin F-35 Programına Katılımı Dengeleri Bozmayacak

Pentagon’dan Ege Açıklaması: Türkiye'nin F-35 Programına Katılımı Dengeleri Bozmayacak

Yunanistan basınına göre Pentagon, Türkiye'nin yeniden F-35 programına katılmasının Ege Denizi'ndeki askeri dengeleri etkilemeyeceğini savundu. Açıklama Atina'da tedirginlik yarattı.

8 ay önce
Yorumlar